.................................................. ................
.................................................. .......
.................................................. ..............
.................................................. .........
.................................................. ...............
.................................................. .........
.................................................. ..............
.................................................. ..................
.................................................. ...............
...............
Düşlerini doldur boşluğa umutlarını yaz,
sonra kapat gözlerini
geleceğe dair tüm güzellikleri sırala içinde
sana kalan
hayallerin Olsun.....
SICAK YATAK,
SICAK GÜNEŞ,
SICAK ÇAY,
SICAK SİMİT,
VE HARARETLİ BİR İŞ GÜNÜ
SICAK MERHABA
VE
TAMAM ÖZEL GÜNLER VAR AMA
BENCE "HERGÜN ÖZEL GÜN! YAŞAYABİLENE
Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce,
iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.
Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha sakin oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış:
"Neden saklambaç oynamıyoruz?"
Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgınlık bağırmış:
‘’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ....Ve Çılgınlık saydıkça,iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
Şefkat Ay'ın boynuzuna asılmış;
İhanet çöp yığınının içine girmiş;
Sevgi bulutların arasına kıvrılmış;
Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış;
Tutku dünyanın merkezine gitmiş;
Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82.....
Aşkın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış.
Aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş..
Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu
biliriz.Ve Çılgınlık 95, 96, 97... ya gelmiş ve 100'e vardığı anda, Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.Ve Çılgınlık bağırmış :
"Sağım solum sobedir, geliyorum!", ve arkasını döndüğünde, ilk önce
Tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç
Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış, derken
Haset, bulunamadığı için haset duyarak,Çılgınlığın kulağına fısıldamış:
"Aşkı bulamıyorsun, O güllerin arasında saklanıyor."Ve Çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış, ve güllerin arasına çılgınca saplamış,saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış, ve parmaklarının arasından gözlerinden iki sicim gibi kan akıyormuş, Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş.
"Ne yaptım ben? Ne yaptım ben?’’ Diye bağırmış.
"Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş,
"Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."
Ve o günden beri.........
Aşkın gözü kördür ve her zaman Çılgınlık yanındadır..."
Zoru Başarabilirsin...
.İmkansızı Başarabilmen Zaman Alır...


Comments (3)
AŞK
Aşkın gözü kör değildir, bulaştığı insanın mantık gözünü kör eder.Mantığı kaybolan aşık da normal insanlardan farklı çılgınlıklar yapar.
Ama aşk, yapmakcık tavırlı, evli sünepelerin dediği gibi bir ömür boyu falan da sürmez.Aşk esasında, iki ayrı cinsin oynadığı poker tarzı bir çözülebilme oyunudur. Genelde ilk çözülen de terkedilir.Aşık olununca, karşıdakini çözmek istersin. Karşı tarafın ağzından çıkan en sıradan kelimelere bile, ''acaba şunu da söylemek mi istedi'' diye özel anlamlar yüklenir. Sonra gerçek kişilikler sırıtmaya başlayınca, sevgilinin, o özel anlamlar yüklenen cümleleri sıradanlaşmış bir tokat gibi patlar adamın yüzüne.
Sonrasında işin suyu çıkar.İlk çözülen her zaman ilk terkedilir.Zamana yenik düşmüş,yorgun aşk hikayelerinin son syfalarında trkedilenlerin,terkedenlere sorduğu o en bilindik soru vardır hep. NEDEN?
Hep terkedilenlerin çaresiz gözlerle sorup,terkedenlerin kaçamak cümlelerle geçiştirdiği,aslında cevabı aşikar olan bu soru her zaman cevapsız kalır.
Bir çözülme savaşıdır aslında aşk sandıkları.Her gizemin çözülüşünde o ayrı heyecan yaşanır.Ama farkedilmeden tüketilen heyecanlarla eş zamanlı olarak tükenir hikayenin sayfaları.
Hikayeden ilk çıkan da hep daha çok sevilen olmuştur.Ve her defasında ilk çözülen mutlaka sormuştur, NEDEN?
AŞK+EVLİLİK
“Evlilik aşkı öldürür mü?” gibi klişe ama her daim merak konusu olan soruya, pek çok evli insan “evet” yanıtını verir. Ama onlar, aslında, aşkın ölümünü evliliğin üzerine atan ve kendilerini suçsuz ilan edenlerdir. Aşkı öldüren, kadın ve erkeğin artık birbirlerine duygusal yatırım yapmamaları ve ilişkiye özen göstermemeleridir.Elbette aşkın o en yoğun yaşandığı, ayakların yerden kesildiği dönemlerden sonra evlilikte artık karşınızda idealdeki değil, gerçek bir insan vardır. Diş fırçalama biçimi, evdeki düzeni farklı gelebilir size. Bir miktar hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, farklı alışkanlıklarını yadırgayabilirsiniz. Ama bu normal olandır. Onu her şeyi ile mükemmel görmek bir çeşit hastalıktır.İşte evlilikte kabul edilmesi gereken ilk şey, iki ayrı insan olduğunuz gerçeğidir. “Garip ve farklı taraflarımızla, farklı renklerimiz ve zevklerimizle başka insanlarız” diyebilmektir önemli olan. Tabii bunu söylerken arkasından, “Ama biz birbirimiz için özeliz” de diyebilmektir.
Bunu başaramayanlarda, eşlerden birinin diğerini ya da her ikisinin de birbirini değiştirme isteği ve çabası oluşur. Bu, karşı tarafın duygularını, iç dünyasını kırarak, onu eleştirerek, suçlayarak verilen bir uğraştır.
Flört ederken birbirlerine hayranlıklarını dile getiren, başarılarını onaylayan çiftler, evlendikten sonra, “O benim gibi olsun, benim gibi düşünüp, hissetsin” demeye başlarlarİşte bu noktada evlilik için tehlike çanları çalmaya başlar. Çünkü zorla değiştirilmek istenen kişi, direnç gösterir, o direndikçe çatışmalar başlar. Çatışmaların yoğunlaştığı evliliklerde, eşlerin birbirlerinden uzaklaşması, aşkın ölmesi kaçınılmazdır. Oysa aşk, paylaşım ve çatışmasız ortam ister.Evlilikte duyguların canlılığını yitirmesinde, çiftlerin nikah masasında attıkları imza sonucu artık birbirlerine sonsuza dek sahip oldukları inancı ve kaybetme korkusu yaşamama durumunun da büyük payı vardır.Oysa kaybetme korkusu, ilişkiyi canlı tutar, monotonlaşmamasınısağlar.Sevgi ve aşk da emek ve çaba gerektirir. “Nasılsa artık o benim kocam/karım, sevdiğimi söylememe gerek yok” diye düşünmemelisiniz.Kuşkusuz hiç kimse bir gün boşanmak için evlenmez. Ama “Bu adam/kadın benim her halimi çeker, çünkü bana çok aşık” diye pervasızca davranmamalısınız. Aranızdaki romansı koruyabilirseniz, gerçek sevgi, asıl, evlilikte birbirinizi iyice tanıdıktan ve birbirinize alıştıktan sonra başlar.
AŞK-2
Aşk yukarıda da belrttiğim gibi öyle ömür boyu süren birşey değildir. Aşk, duygularını iyi saklayan poker suratlıların kazandığı, hemen kendini ortaya koyuveren saf aşıkların sa hep kaybettiği, sadece masanın aydınlık olduğu,karanlık izbe odalarda oynanan amansız bir poker oyunu gibidir. Karşı tarafın kağıtlarını okuyup,stratejisini ona göre kuran, yani çözen taraf hep kazanır. Aşkın mantığını kör ettiği, deli divane taraf sa hep kaybeder. Eşit aşk da yoktur. En kötü ihtimalde taraflardan birisi daha çok sevilir. Kimin daha çok sevdiği ortaya çıkınca da tavşan kaç-tazı kovala oyunu başlar. Sevilen hep kaçar, seven içindeki çaresiz kıskançlıkla hep kovalar. Sevilen farkında olmasa da seven, çelikten bir ip ve ucunda demirden bir hançerle sevileni kalbine bağlamıştır. Sevilen uzaklaşınca, sevilenin kalbindeki hançer acıtır.Acının dinmesi için seven, sevilenin arkasından koşar, öyle olunca çelik telin gerilip,kalbindeki hançerin acıtmayacağı yanılgısına düşer. Oysa kırık kalplerle dolu aşkın tarihçesinde, kaçan sevgilinin geriye dönüp kovalayana tekrar aşık olduğu hiç görülmemiştir.Ve günün birinde ip kopar. Artık hançer acıtmaz olur ama hançerin yarasının kapanması yıllar sürer.
Aslına bakılır sa biz insanlar, bu aşk meselesine kendimizi çok fazla kaptırırız. Sonuçta bizim gibi bir yiyen,içen,tuvalete giden,belki de gece horlayan sıradan bir insana özel anlamlar yükleyip, algılarımızla beynimizde bambaşka bir insan yaratarak,yüreğimize aşık olmasını emrederiz.
Aşk gerçekten bir çözülme savaşıdır.Ve çözülemeyecek hiçbir fani yoktur. Aşkı yaratn algılarımızdr.Oysa bizler, hepimiz o büyük sanatçının yarattığı eserleriz. Kendimiz gibi ölümlü,çözülebilen bir resim tablosu yerine, resimleri yaratan büyük ressama duyulan aşk hiçbir zaman tükenmeyecektir. Çünkü insan aklının gücü büyük ressamı çözmeye yetmeyecektir.Çözülmeyen de her zaman daha çok sevilecektir.
Yeni yorum gönder